GÜNASKAM'ın Arslan BULUT İle Özel Röportajı
2021.10.20, 07:36
İran GUNAZ TV konusunda Türkiye’ye karşı Ermenistan ve PKK kozunu kullanarak bu talepte bulunmuştur. “İran'ın resmi bir yayın organında böyle bir karikatür çizilmesi, İran yönetiminin kendi bindiği dalı kesmesi anlamına gelir. Zaten ABD'nin planı da ülkedeki Türkleri ayaklandırmak idi” cümlesinin neresinde bir yanlışlık var? ARSLAN BULUT KİMDİR 1959 Trabzon doğumlu olan Arslan Bulut İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Bulut 1979 yılında gazeteciliğe başladı avukatlık stajını tamamladıktan sonra da gazeteciliğe devam etti. Vatani görevini askeri hakim olarak yapan Bulut, dönüşte Tercüman gazetesinde yazı işleri müdürü oldu, Kıbrıs gazetesinin kuruluş yılında Lefkoşa'da bulundu, daha sonra Tercüman gazetesinde görevine devam etti. Ortadoğu gazetesinde yayın koordinatörlüğü ve genel yayın yönetmenliği, Akşam gazetesinde yayın danışmanlığında bulunduktan sonra, Sağduyu ve Kurultay gazetelerinde yayın koordinatörlüğü, Yeniçağ gazetesinde yayın danışmanlığı yapan Bulut, günlük yazılarına ve araştırmalarına Tercüman'da başladı ve diğer gazetelerde de bu çalışmalarını sürdürdü. Bulut, 1989 yılında Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nün basın bursu ile ABD'ye gitti. Türk Cumhuriyetleri ve Rusya Federasyonu'nda uzun süreli gezilere katıldı ve gezi yazıları kaleme aldı. 1993 yılında yayınlanan "Türklüğün Yeni Dünya Düzeni" kitabı milliyetçi çevrelerde büyük ilgi ile karşılandı. Türkiye merkezli bir bölgesel ve süper güç oluşturulabileceğini savunan ve bunun temel ilkelerini ortaya koyan Bulut, bu çerçevede Türkiye, Almanya ve Avusturya'nın çeşitli kentlerinde 200’e yakın konferans verdi. İlk kitabında ekonominin ve devletin yeniden yapılanması konusunda önerilerine ve tezlerine yer veren Bulut, Türk-Amerikan ilişkilerini inceleyerek başladığı araştırmalarına, Türk Dünyası, Alevilik, Nüfus Planlaması, Milliyetçilik, MHP, Gladio, Küreselleşme, Büyük Orta Doğu Projesi, Atatürk, İstanbul Senaryoları ve NATO gibi konularda devam etti. Bulut, Türklüğün Yeni Dünya Düzeni eserini Güneş Ülkesi adıyla yeniden yayınladı. Bulut’un diğer eserleri şunlardır: Türkçü-Devrimci Diyaloğu, Atatürk’ün Yol Haritası, Atatürk Modeli mi Hitler modeli mi, Küresel Haçlı Seferi. -2006 Mayıs ayında Güney Azerbaycan’daki olaylar Yeniçağ gazetesinde farklı şekilde yankı bulmuştu. Sizin de bu konuda yazınız vardı. Bu konuda ne söylemek istersiniz? -Evet, ben kendi yazımın altına bugün de imzamı atarım. Yeniçağ’ın yayınını ise gazetenin yöneticilerine sormalısınız. -Yeniçağ’ın manşeti “Bush düğmeye bastı” şeklindeydi. Bu da Güney Azerbaycanlılar tarafından üzüntü ile karşılanmıştı. -Doğru. Yalnız Yeniçağ deyince aklına Arslan Bulut gelen Güney Azerbaycanlı dostlarım bu değerlendirmeleri bana mal etti. Oysa benim yazımda “ABD'deki Neo-Con'lar ile yakın ilişkisi olan Danimarkalı gazeteciler İslamiyete ve Hz. Muhammed'e ağır hakaretlerini yine karikatürle ortaya koydu. Kullanılan figür domuz idi! İslam ülkelerindeki protesto gösterilerinde çok sayıda insan öldü!” denildikten sonra “İran'da hepsi Oğuz boylarından olan Türklere yönelik bir kışkırtma denemesi de yine karikatürle yapıldı. İmtiyaz sahipliğini ülkenin resmi haber ajansı İRNA'nın yürüttüğü İran Gazetesi'nin İran-ı Cuma adlı ilavesinde yayınlanan karikatürde bir hamamböceği Türkçe konuşturuldu” ifadeleri yer alıyor sonra bu iğrenç ifadeler veriliyor ve İran yönetimi kendi bindiği dalı kesmekle suçlanıyordu. “İran'ın resmi bir yayın organında böyle bir karikatür çizilmesi, İran yönetiminin kendi bindiği dalı kesmesi anlamına gelir. Zaten ABD'nin planı da ülkedeki Türkleri ayaklandırmak idi” cümlesinin neresinde bir yanlışlık var? -İran’da 35 milyon Türk yaşamasına rağmen kendi temel insan haklarından, ana dilde eğitim, siyasi parti kurma gibi haklardan yoksundurlar. Türkiye’nin Güney Azerbaycanlılara yönelik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? -Bugüne kadar, Türkiye’nin Güney Azerbaycan’a yönelik bir politikası olduğuna dair en küçük bir emareye rastlamadım. Biliyorsunuz, insan hakları hep Türkiye’deki bazı etnik gruplarla ilgili olarak ABD ve AB tarafından gündeme getirilir, açılımlar teşvik edilir. Buna karşılık İran’daki 35 milyonluk Türk kitlesi görmezden gelinir. Hatta, Türk halkı İran’ın nüfusunun yarısının Türk olduğu gerçeğini de bilmez! -2001’den sonra ABD’nin Ortadoğu bölgesine yerleşmesi birçok dengeyi değiştirmiştir. Olası ABD-İran çatışmasında Güney Azerbaycanlılar nasıl bir tavır sergilemeli ve Türkiye’nin bu olaylar karşısındaki tepkisi nasıl olmalıdır? -ABD’nin İran ile çatışmasını en çok kim istiyor? Önce buna bakmak gerekir. Bu çatışmayı en çok İsrail istiyor. İran’ın nükleer enerji çalışmalarından en çok korkan İsrail’dir ve haritadan silinmek korkusu içindedir. ABD politikalarını doğrudan etkilediklerini de biliyoruz. Böyle bir çatışma çıkarsa, Güney Azerbaycan Türkleri vatan savunması yapmalıdır. Çünkü, İran denilen ülkenin topraklarında, Pehlevi hanedanına kadar tam bin yıl Türk devletleri vardı. O toprakların önemli bir kısmı Türklerin vatanıdır. Tahran veya Tebriz bombalanırsa ölenlerin yarısı Türk olmayacak mı? Kaldı ki buna dahi bakılmaksızın, emperyalizmin karşısında olmak gerekir. ABD bugüne kadar İran’a karşı Türkiye’yi de kullanmak istemiştir. Hatta 1995 yılında olduğu gibi zaman zaman bir Türkiye-İran savaşı da tezgâhlamışlardır. Türkiye’yi yönetenler, bu konuda sağduyulu davranmış ve bu kışkırtmaları atlatmasını bilmişlerdir. İran da bu tuzağa genelde düşmemiştir. Fakat İran’daki karikatür krizinde İran devleti kendi bindiği dalı keserek Türklere hakaret ettirmiş, onları devlet aleyhine gösteri yapmaya zorlamıştır. İşte ben yazımda, bu durumun tam da Amerika’nın istediği şartları hazırlamak anlamına geldiğini yazmıştım. Amerika, İran’daki Türkler’i Türk olarak kabul etmiyor, Azeri diyor veya daha alt etnik grup adlarını kullanarak; İran’daki Türkleri de bölmek istiyor. Evet her ne kadar İran devleti, Türklerin haklarını çiğnese de ülke en az yüzde elli oranında bir Türk ülkesidir. Nüfus olarak da kültür olarak da durum budur. Öyleyse, Türkiye, İran’daki Türklere bir bütün olarak hareket etmeleri için yardımcı olmalıdır. -Türk Dünyası bugün Uygur Türkleri, İran, Afganistan, Irak bölgelerinde ciddi tehditler ve kimliklerinin yok olması aşaması ile karşı karşıyadır. Sizce Türklerin bu bölgedeki kurtuluşu nasıl olmalı ve Türkiye’nin Türk Dünyası ile ilgili politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? -Afganistan’da Türklerin birliği ne zaman bozulduysa, ülke içinde gerilediler. Bu durum, Uygur Türkleri için de İran Türkleri için de Irak Türkleri için de geçerlidir. Türkler, etnik köken veya mezhep gibi farklılıkları, ideolojik düşünceleri ve grup çıkarlarını bir kenara bırakarak, önce bulundukları ülkedeki bütün Türklerin, buna bağlı olarak bütün Türk Dünyası’nın geleceğini düşünerek hareket etmelidir. Herhangi bir Türk devletinin resmi politikası olmasa da Türk Milleti’nin genel bir milli stratejisi vardır. O stratejiye göre hareket etmek gerekir. Bunun için de güçlü olmak gerekir. Güçlü olmanın birinci şartı, birlik içinde hareket etmektir. Her türlü vasıtayla ortaya konulan böyle bir gücü herkes dikkate almak zorunda kalır. En azından caydırıcılık telkin eder. Türkiye’nin Türk Dünyası ile ilgili politikaları, yazık ki hep ABD ve Avrupa gölgesinde kalmıştır. Buna rağmen, Türkiye’de milli düşüncelerle Türk Dünyası’na yönelik programlar da uygulanabilmektedir. Aslında Türkiye milli olabilse Türk Dünyası’nın sorunları da büyük ölçüde çözülebilirdi. -İran’da bu sorunlardan bağımsız olarak iç değişimler de başlamış bulunmaktadır. İran’da iç dinamiklere bağlı olası rejim değişikliği karşısında Güney Azerbaycanlılar bağımsız devlet mi kurmalı yoksa İran sınırları içinde kendi haklarını elde etmek için mi çalışmalı? -İran coğrafyasında bin yıl Türk devletleri hakim olmuştur. Büyük Selçuklu Devleti’nin merkezi İran’dadır. İran Pehlevi hanedanından beri bir Fars ülkesi halini almıştır. İran yönetimi, bu durumu bildiği için Türklerin nüfusunu azaltmaya dönük hukuk dışı projeler uyguluyor. Demek ki İran Türkleri, bin yıllık mazilerini göz önüne alarak, İran’ı bölmek için değil, İran’ı dönüştürmek için çalışmalıdır. -İran, Fars dilli ülkelerle bir araya gelerek Büyük İran’ı kurmak istemektedir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? -Bu konu Türkiye’de pek bilinmiyor. Özellikle Afganistan Türkleri bu durumdan çok rahatsız. Çünkü İran, Taciklerle işbirliği yaparak, Afganistan’daki Türklerin elini zayıflatıyor. Fars dili konuşan ülkelerin halklarının böyle bir birliktelik kurmaları için yeni nesillerini bu hedefe göre eğitmeleri, gerekir. Böyle bir eğitim sistemini kurmaları ise yakın gelecekte mümkün değildir. Fakat, biz kendimize hak olarak gördüğümüz birliğin, başka milletlerin de hakkı olduğunu bilmemiz gerekir. Türk coğrafyasında gözü olmadığı sürece Türkler açısından bir sorun olmazdı. Ancak İran, Afganistan’daki Türkleri de yok sayıyor. Buna karşı, Türkiye’nin desteğinde, bölgedeki Türklerin birliği, bu emellerin önünü keser. -İran, birçok zaman PKK konusunu Türkiye’ye karşı kullanmıştır. İran, kendi sorunu olan PJAK’ı da Türkiye’nin sorunuymuş gibi göstermektedir. Türkiye ise GUNAZ TV’nin Türksat’tan yayın yapmasını engelledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? -İran GUNAZ TV konusunda Türkiye’ye karşı Ermenistan ve PKK kozunu kullanarak bu talepte bulunmuştur. Türkiye’nin bütün bu tartışmalardan, hatta ABD’nin İran politikalarından bağımsız olarak Türk Dünyası konsepti çerçevesinde hareket etmesi, Türkiye dışındaki Türklere yönelik yayın faaliyetlerini de buna göre düzenlemesi gerekir. Bu yönde atılmış adımlar vardır ama, ABD’den yayın yapan GUNAZ TV bir tarafa, mesela Türksat üzerinden yayın yapan TRT kanalları her geçen gün millilik niteliğini kaybederek bu politikadan uzaklaşmıştır. Demek ki önce Türkiye’yi örtülü işgalden kurtarmak gerekiyor! -Ağustos ayında Kırım’da Türk Dünyası Gençlik Kurultayı’na katıldınız. Bu kurultay ile ilgili izlenimlerinizi ve değerlendirmelerinizi okurlarımızla paylaşır mısınız? -Yalta’da, yani Dünyanın paylaşıldığı topraklarda, özellikle özgür olmayan Türk Dünyası gençlerinin bir araya gelerek Azatlık güvercini uçurması tarihi bir mesajdı. Doğu Türkistanlısı, Afganistanlısı, Güney ve Kuzey Azerbaycanlısı, Kerküklüsü, Kafkasyalısı, Ahıskalısı, Nogayı, Kumıkı, Karaçayı, Balkarı, Özbeki, Türkmeni, Kazakı, Kırgızı, Altayı, Şoru, Hakası, Teleutu, Yakutu, Çuvaşı, Mariel’i, Sibiya Tümen Kazakı, Tataristanlısı, Batı Trakyalısı, Makedonyalısı, Kosovalısı, Bulgaristanlısı, Suriye’nin Bayır Bucak Türkmeni, Moldavya’nın Gagauzu, Avrupa’daki Türkü, Karay’ı, Kırımçak’ı, Kırım Tatarı, KKTC ve Türkiye Türkleri ile delegelerin kalbi; öncelikle kanayan yarası olan Türk bölgeleri için atıyordu. Orada Taürk gençleri hepimiz Uyguruz, hepimiz Kerküklüyüz , hepimiz Kırımlıyız diyordu. Sovyetler Birliği yıkıldı ama Sultangaliyev’in ideali olan Turan Federasyonu kurulmadı. Türk kurultaylarında Türk gençleri bir araya geliyor, kucaklaşıyor ama somut bir projeyi uygulamak, en güçlü Türk ülkesi olan Türkiye’nin azim ve iradesine bağlı. Yazık ki, o irade Türkiye’yi yönetenlerde yok! Çünkü Türkiye’yi yönetenler Türkiye’nin kuruluş felsefesini ilkellik olarak gösteriyor! Oysa Türk Dünyası’nın ayakta durması Türkiye’nin güçlü olmasına bağlı! Türk Dünyası’nın gözü Türkiye’de ama Türkiye, “Nasıl bölünürüz”ü tartışıyor. Kırım Tatar Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun belirttiği gibi “Türk toplumları birleşmezse, güç sahibi olamaz!” Yine Türk Dünyası Gençlik Kurultayı’nda Başkurdistan temsilcisi Lokmanov’un, bozkurt işareti yaparak, “Biz Başkurtuz, yani kurtların başıyız. Çin’de soydaşlarımızın başına gelen olaylar hepimizin başına gelebilir. Bu sebeple, kurtlar gibi hep birlikte, tek bir organizma gibi hareket etmeliyiz” dediğini de hatırlatmak isterim. İşte formül budur. Türk Dünyası, kurtlar gibi hareket etmeli.